image

her gün yepyeni bir kötü habere uyanmak kaçıp gitme isteğini umutsuzlukla doğru orantılı şekilde artırıyor. kimse mi işini doğru düzgün yapmaz, yapmayacak? doğru ve düzgün kelimelerinin ne kadar boşaltmışız içini. bu kadar kötü müydük hep, ya da ne zaman böyle olduk? görmezden geldikçe, normalleştirdikçe ölümleri, tecavüzleri, hırsızlıkları, kadınları, çocukları; çocukları… ülkeden, insanlardan, hatta kendimden uzaklaşıyorum. kitaplara saklanmak iyi geliyor bazen, bazen kendinden kitaplara bile kaçamıyor insan.

Reklamlar

image

Tatiller insansızlık fırsatlarıdır, değerlendiriniz. Bu arada bisiklet sürerken kitap okumayın, çok tehlikeli.

Albert Camus – Veba

image“Büyük bir insan kitlesinin kahvelerde, telefonlarda ticari anlaşmalardan, konşimentolardan, iskontolardan bahsedip durduğu sırada, sıcaktan çatırdayan yüzlerce duvarın ardında, ölümün tuzağına düşmüş bir insanı gözünüzün önüne getirin. Modern bile olsa böylesine kupkuru bir şehirde çıkıp geliveren bir ölümün, huzur vermeyen bir durum olacağı bellidir.”

Oran kentini saran Veba’nın hikayesi. Ölümü, esareti, insanın çaresizliğini, acizliğini öyle güçlü anlatıyor ki; okurken yüzünüzün buruşmasına engel olamıyorsunuz, etkisinden uzunca süre kurtulamıyorsunuz. Önce vücutlar esir oluyor, ardından duygular. Aslında Veba’dan önce de esir değiller miydi? Camus’nun yarattıkları arasında en iyilerden… Yarattıkları deyişimle Camus’ya olan ilahi bağlılığım afişe oldu mu?

Eskiden asla vazgeçemesem de say yayıncılığın bu çevirisinden pek tat alamadım, kesinlikle Necdet Tanyolaç Öztokat çevirisi ile can yayınları versiyonu okunmalı. Şimdi en keyiflisi kitaplığın karşısına geçip bebeklerin arasından sıradakini seçmek.

Proust – Swann’ın Bir Aşkı

image

Bugünün kahvesinin yanında bolca kalori ve Proust var. ‘Swann’in Bir Aşkı’ beyoğlu sahaf festivali ganimetlerinden. Aslında yky’nin yayınladığı kocaman ‘Kayıp Zamanın İzinde’den Swann karakterine odaklanan bir bölüm, Can yayınları bu bölümü Tahsin Yücel’in çevirisiyle ayrı yayınlamış. Bendeki 1990 basımı. Kayıp Zaman’ın İzinde’yi henüz okumadığım için tek karakterin hikayesini anlatan bu kitabı okusam mı emin olamadım ama, birkaç gündür çantamda dolaşıp ısrar ediyor kendisi.

Hasan Ali Toptaş – Ben Bir Gürgen Dalıyım

image

“Yani, insan bir savaş alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. Gülümseyen bir savaş alanı. Öpen hatta, okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çicekler veren bir savaş alanı… Peki, bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan?” masalımız bitti, tatlı uykular.